Japonya

Dünyada en çok görmek istediğim ülkeden döneli henüz birkaç hafta oldu. Bu fırsata sahip olduğum için şükür ve mutluluk doluyum. Tapınaklar, neon tabelalı caddeler, dünyanın en ünlü yaya geçitleri, dev gökdelenler, kimonolarıyla kendini Japon geyşası gibi hissetmeye çalışan turistler, ilk kez denediğimiz sokak lezzetleri ve çok daha fazlası, 10 günlük Japonya seyahatimizi unutulmaz kıldı.

Uçak biletlerimizi yaklaşık 4 ay önce, İstanbul'dan Osaka'ya gidiş ve Tokyo'dan İstanbul'a dönüş olacak şekilde aldık. Seyahatimizin en maliyetli kısmı uçak biletleri oldu. Direkt uçuşta bile gidiş 11 saat, dönüş ise 13 saat sürdüğü için aktarmalı uçuş kısmını göze alamadık. 

Havalimanı-otel arası ulaşımlarda Booking üzerinden transfer hizmeti kullandık. Osaka'dan, Kyoto'ya metro ve trenle yaklaşık 1 saatte, Kyoto'dan, Tokyo'ya ise Shinkansen isimli hızlı trenle 2 saat 15 dakikada ulaştık.

Japonya'da Osaka, Kyoto ve Tokyo olmak üzere toplam 3 şehir gezdik. Reklam panoları ile kaplı ışıl ışıl caddeleri ve sokak lezzetleri ile meşhur Osaka'da 3 gece, geleneksel Japon kültürünü en iyi şekilde hissettiren Kyoto'da 2 gece ve enerjisi hiç bitmeyen Tokyo'da 5 gece konakladık.

Şehir içi ulaşım için Osaka'da aldığımız Icoca kartları diğer şehirlerde de kullandık. Metro istasyonlarında bu kartlara makinelerden kolayca dolum yapılabiliyor. Metro sistemi ilk bakışta oldukça karmaşık görünse de, Google Maps sayesinde gideceğimiz rotaları oluşturmak oldukça kolay oldu. Metro ve trenler, tüm şehirlerde hayat kurtarıcı. Yalnız, işe gidiş ve dönüş saatlerinde peronlar oldukça kalabalık oluyor. Ancak Japonya'daki muazzam sıraya girme kültürü sayesinde, kimse ezilmeden veya omuz yemeden metroya bir şekilde binebiliyor :) 

Japon yemeklerine bayıldık demeyi çok isterdim ama suşi sevmeyen, baharatlı ve karışık lezzetlere mesafeli olan canım ailemle bu kısım bizi biraz zorladı :) Rameni ortalama bulduk. Meşhur A5 Wagyu etleri ise biraz yağlı olduğu için bize çok cazip gelmedi. Japon mantısı olarak geçen gyoza ise eh işte idare ederdi. Karides, kalamar tempuralar çok güzeldi. Tavuk köftesi, bugüne kadar yediğimiz en lezzetsiz şeylerden biriydi. Hiç beğenmeyeceğimizi düşündüğümüz takoyaki ise gerçekten güzeldi. Miso çorbası, umarım seninle bir daha karşılaşmayız :) Yakitori, Türkçe mealiyle tavuk şiş de güzel lezzetlerdendi. Melonpan, arasında dondurma ile 10 üzerinden 7'yi kaptı. Mochi de güzel bir lezzet, tabii matchalı olmadığı sürece :) 

Kahvaltılarda Starbucks sandviçleri ve nadir bulabildiğimiz fırınlardaki hamur işleri kurtarıcımız oldu. Birçok yerde poşet de olsa siyah çay bulduk. Neredeyse tüm Japon sokak lezzetlerini denedik ama genelde karnımız doymadığı için rotamızı İtalyan restoranlarına çevirdik. İtalya'da yediğimizden daha çok pizza ve makarna yedik :) Birçok yerde şubesi bulunan Shogun Burger'ın wagyu etli hamburgerlerini de oldukça beğendik.

Japonlar saygılı, düzen seven ve kurallara bağlı insanlar. Uzun kuyruklarda sabırla bekliyorlar. Ülkede telefon kullanımı inanılmaz boyutlarda. Yolda yürürken bile telefondan bir şeyler izleyebiliyorlar. Japonya'da İngilizce bilen kişi sayısı düşündüğümüzden çok daha azdı. Turistik bölgelerde bile çoğu kişi İngilizce bilmiyordu. Bu yüzden translate uygulamaları hayat kurtarıcı oldu.

Biz, 25 Haziran - 5 Temmuz tarihleri arasında Japonya'daydık. Yağmur sezonuna denk geldiğimiz için biraz endişelenmiştik ama korktuğumuz gibi olmadı. Bir gün boyunca kesintisiz yağmur yağdı. Birkaç gün de hafif ve aralıklı yağdı. Ancak, hava çoğu gün az bulutlu ve güneşliydi. Sıcaklık 25-27 derece civarlarındaydı. Nem yüksek olduğu için daha sıcak bir zamanda gitsek gezmekte zorlanabilirdik. 

Tapınaklar, parklar, tarihi yapılar ve modern mimari gerçekten etkileyiciydi. Ancak bizi en çok mutlu eden şey, rastgele sokaklarda dolaşmak ve insanları izlemek oldu. Seyahatimiz boyunca sarışın, kıvırcık saçlı ya da kilolu bir Japon'a neredeyse hiç rastlamadık :) 

Japonya'da en çok ne gördüğümüzü soran olursa cevabım çok net olur: İçecek otomatları, oyun merkezleri, FamilyMart isimli marketleri ve anime karakteri gibi giyinen gençler. Oyun merkezleri o kadar cazip geliyor ki, biz de birçok yerde şubesi bulunan Gigo'ya birkaç kez uğramış olabiliriz. Neyse ki büyük, tatlı bir peluş kazandık :) 

En az rastladığımız şey ise kesinlikle çöp kutularıydı. Neyse ki bazı marketlerin içinde ve kafelerde bulunuyorlar. En kötü ihtimalle de çöplerinizi çantanızda taşıyıp otele götürüyorsunuz. İşin ilginç yanı ise, bu kadar az çöp kutusuna rağmen sokakların neredeyse tertemiz olmasıydı.

Japonya'nın meşhur tuvaletleri de övgüyü hak ediyor resmen. Tuvalet deneyimini bile farklı bir seviyeye taşımayı başarmışlar :)

Bir diğer konu da nakit para ihtiyacı. Küçük dükkanlar ve sokak stantları dışında neredeyse her yerde kredi kartı geçiyor. Biz yanımıza dolar alıp, ihtiyacımız oldukça Japon yenine çevirdik. Birçok dükkanın içinde veya giriş kısmında döviz bozdurma makineleri var.

Alışveriş kısmı ise birçok insan için Japonya'da olmazsa olmazlardan. Neyse ki biz bu furyaya kendimizi çok kaptırmadık :) Teknolojik ürünler ve saatler dışında, fiyatların Türkiye'ye kıyasla çok da farklı olmadığını gördük.

Çok katlı ve içinde ne ararsanız bulabileceğiniz en kapsamlı mağazalardan biri Don Quijote. Bunun dışında Bic Camera ve Yodobashi Camera da çok fazla seçenek barındırıyor. Adlarına baktığınızda sadece teknoloji ürünleri bulabileceğinizi sanıyorsunuz ama yok yok bu mağazalarda. Biz hediyelik ürünleri bile buralardan aldık. Kıyafet konusunda ise Uniqlo ve GU favorilerimizdi.

Alışverişi cazip hale getiren şeylerden biri de, birçok mağazada belirli bir tutarın üzerinde alışveriş yaptığınızda, sadece pasaportunuzu göstererek %10 tax-free avantajından yararlanabilmeniz. 

Japonya'da, özellikle de dünyanın en çok turist çeken şehirlerinden biri olan Tokyo'da, beklediğimiz kadar yoğun bir kalabalıkla karşılaşmadık. Yemek yemek için de uzun kuyruklar beklemedik. Sanırım bunda çok tercih edilmeyen bir mevsimde gitmemizin bir etkisi oldu :) 

Japonya'da gezdiğimiz üç şehri de çok sevdik. Osaka, Kyoto ve Tokyo gezi notlarıma da beklerim :)