Japonya'da ilk durağımız olan Osaka'dan sonra ikinci durağımız Kyoto oldu. Osaka'dan tren ve metro ile yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından şehre ulaştık. Konaklamak için tercih ettiğimiz Kyoto Gion U-Bell Hotel, Gion bölgesinin tam merkezinde yer alıyordu. Otelin konumu sayesinde görmek istediğimiz çoğu yere yürüyerek ulaştık.
Kyoto'nun en eski ve en ünlü semtlerinden biri olan Gion, geyşa kültürünün yaşatıldığı bölge olarak biliniyor. Ancak karşınıza gerçek bir geyşa çıksa bile onu ayırt etmeniz pek mümkün değil. Çünkü Gion'da kimono kiralayıp geleneksel kıyafetlerle dolaşmak oldukça popüler :)
Gion'da bulunan Yasaka Tapınağı'nı akşam saatlerinde ziyaret ettik. Yaklaşık 1350 yıllık geçmişe sahip olan bu tarihi tapınak, kırmızı ve turuncu tonlarındaki mimarisiyle dikkat çekiyor. En etkileyici bölümü ise yüzlerce fenerle süslenmiş avlusu. Akşam saatlerinde aydınlatılan fenerlerle birlikte tapınak çok daha büyüleyici bir atmosfere bürünüyor.
Kyoto'nun en sevdiğimiz noktalarından biri Hokan-ji Tapınağı ve ona çıkan taş döşeli Sannenzaka ile Ninenzaka sokaklarıydı. Bu sokaklar, geleneksel ahşap evler, el yapımı ürünlerin satıldığı küçük dükkanlar, çay evleri ve kafelerle çevrili.
Hokan-ji Tapınağı'na (diğer adıyla Yasaka Pagodası) çıkan Sannenzaka'nın yokuşunu günün farklı saatlerinde birkaç kere tırmandık. Özellikle gün batımı saatlerinde, bu yokuşun en tepesine çıkıp, çatılarla bezeli, tapınak manzaralı sokağı izlemek çok keyifliydi.
Sannenzaka'nın hemen devamındaki Ninenzaka ise özellikle taş merdivenleri ile meşhur. Aslında bu iki sokak birbirlerinin devamı niteliğinde. Ninenzaka'da uğradığımız Starbucks'ı da oldukça beğendik. Yaklaşık 100 yıllık geleneksel bir Japon evi, tarihi dokusu korunarak Starbucks'a dönüştürülmüş. Tatami adı verilen hasır serili odalarında, ayakkabılarımızı çıkarıp, yerde oturarak kahvelerimizi içmek bizim için farklı bir deneyim oldu.
Yine bu bölgede olan ve yürüyerek birkaç dakikada ulaştığımız Kiyomizu-dera, Kyoto'da ziyaret ettiğimiz en etkileyici tapınak oldu. Kiyomizu-dera aslında tek bir tapınaktan ibaret değil. Ana tapınağın yanı sıra küçük tapınakları, şelalesi ve patika yürüyüş yolu ile geniş bir tapınak kompleksi.
Kiyomizu-dera, Japonca'da "saf su" anlamına geliyormuş. Tapınak arazisinde bulunan ve yüzyıllardır hiç kurumadan akan Otowa Şelalesi bu ismin kaynağı olarak kabul ediliyormuş.
Kiyomizu-dera'nın en dikkat çekici bölümü ise, tamamen ahşaptan inşa edilen ve tek bir çivi kullanılmadan yapılan seyir terası. Bu kısımdan etraftaki yemyeşil manzarayı izlerken kendimizi Karadeniz'in yemyeşil yaylalarından birinde gibi hissettik. Kiyomizu-dera, tüm bu zenginlikleriyle Japonya'nın tamamında gördüğümüz tüm tapınaklar arasından bir numaraya yerleşti.
Kiyomizu-dera'ya çıkan sokakta yer alan sosyal medya ünlüsü mekan Mochi Mochi'ye de uğramadan edemedik. Sipariş veren müşteriler için yaptıkları mochi dövme gösterileri ile insanların ilgisini çekmeyi başarıyorlar. Neyse ki çilekli mochi gerçekten lezzetliydi de sıra beklediğimize değdi :)
Kyoto'nun geleneksel bölgelerini gezdikten sonra rotamızı şehrin modern yüzünü temsil eden Kawaramachi bölgesine çevirdik. Burası, mağazaları, restoranları, kafeleri ve hareketli caddeleriyle şehrin en canlı noktalarından biri. Alışveriş yapmak isteyenler için de oldukça ideal bir bölge.
Buraya gelmişken uğradığımız yerlerden biri Nishiki Market'ti. Osaka'daki Kuromon Market'e benzeyen bu kapalı pazar yerinde, farklı Japon lezzetlerini ayaküstü deneyebiliyorsunuz.
Kawaramachi'nin hemen yanında uzanan Kamo Nehri ise özellikle akşam saatlerinde oldukça popüler. Nehir kenarındaki çimlere oturmayı ve civarda sık rastlanan sokak müzisyenlerini izlemeyi biz de es geçmedik :)
Bölgenin yürümesi en keyifli caddesi ise Kiyamachi-dori'ydi. Cadde boyunca uzanan Takase Nehri'nin kenarına sıralanmış geleneksel evlerde yaşayanlara özenmemek gerçekten mümkün değil. Hemen yanındaki Pontocho Sokağı ise sanırım en çok bu kadar dar olmasıyla aklımda kaldı :) İki kişinin yan yana zor yürüdüğü bu sokak boyunca sıra sıra restoranlar yer alıyor.
Kyoto'nun en çok ziyaret edilen bölgelerinden biri olan Arashiyama'ya, uzun bir tren yolculuğunun ardından ulaştık. İlk durağımız Tenryu-ji Tapınağı oldu. Bu tarihi Zen tapınağının en etkileyici bölümü, göleti ve arka planda yükselen bambu ağaçlarıyla huzur veren bahçesiydi. Tabii bu huzuru yaşamanın da bir bedeli var :) Tapınağın içini ve bahçesini gezebilmek için giriş ücreti ödüyorsunuz. Geleneksel Japon tarzına sahip sedir kaplı odalarında oturmak, hatta uzanmak bile serbest. Bizim için en keyifli kısım, verandada oturup bu güzel bahçenin ve gölet manzarasının tadını çıkarmak oldu.
Bahçeden ayrıldıktan sonra, bambu ağaçlarının çevrelediği patika yolda yaklaşık 5-10 dakika yürüyerek Arashiyama Bambu Ormanı'na ulaştık. Sağlı sollu gökyüzüne doğru yükselen bambu ağaçlarıyla çevrili yürüyüş yolu, kartpostaldan fırlamış gibi bir görüntüye sahipti. Belki de hayatımızda ilk kez bir bambu ormanı gördüğümüz için bu kadar etkilendik ama gerçekten huzur dolu bir ortamda bulduk kendimizi. Yalnız, bambu ağaçlarının arasında gezemiyorsunuz. Ziyaretçiler için belirlenmiş yürüyüş yollarını takip ederek bambu ağaçlarının hemen yanından geçiyorsunuz. Sanırım bu doğa harikası ağaçların üzerine kalp ve isim kazıyan tayfa yüzünden böyle bir önlem alınmış :)
Arashiyama, tren istasyonundan ormana kadar uzanan yol boyunca hediyelik eşya dükkanları, küçük kafeler ve sokak lezzetleri sunan tezgahlar sayesinde oldukça canlı ve hareketli bir bölge. Burayı hakkıyla gezmek için en az yarım gün ayırmak gerekiyor. Bölgenin genelde sabah saatlerinde daha kalabalık olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü biz öğle saatlerinde kalabalıklarda boğulmadan rahatça dolaştık.
Kyoto'nın en popüler noktalarından biri olan Fushimi İnari Tapınağı'na geldi sıra. İnari Dağı’nın eteklerine uzanan binlerce turuncu torii kapısından oluşan bu görkemli tapınağı gezmeden Kyoto'dan ayrılmak mümkün değildi tabii. Ana kapıdan girdikten sonra yol boyunca küçük tapınaklar ve tilki heykelleri ile karşılaşıyorsunuz. Tilki, pirinç ve bereket tanrısı İnari'nin habercisi olarak kabul ediliyormuş. Bu nedenle tapınağın farklı noktalarında birbirinden farklı tilki figürleri görmek mümkün. Torii kapılarının altından geçerek yavaş yavaş dağın yamacına doğru tırmanıyorsunuz. Biz sıcak havanın da etkisiyle zirveye kadar çıkmayı göze alamadık ve bir noktadan sonra geri döndük. Sanırım işin en güzel yanı, zirveye ulaşmaktan çok, bu kapıların arasında diğer ziyaretçilerle birlikte ağır ağır yürüyüp atmosferin tadını çıkarmak. Kyoto'nun diğer turistik noktalarında olduğu gibi, tapınağa giden yol boyunca hediyelik eşya dükkanları, küçük kafeler ve çeşitli atıştırmalıklar satan tezgahlar sıralanıyor.
Kyoto'da yemek için önerebileceğim ilk yer Hard Rock Cafe. Fiyat-performans olarak hemen hemen her şubesinde olduğu gibi burası da başarılıydı. Bir diğer önerim ise Kyoto Bistro. Hem geleneksel Japon lezzetlerini deneyebileceğiniz, hem de farklı seçenekler bulabileceğiniz şık bir mekan. Yalnız porsiyonları küçük ve fiyatlar ortalama üzerinde.
Kyoto'yu iki gün boyunca dolu dolu gezdikten sonra Japonya'daki son şehrimiz Tokyo için beklerim :)








