Japonya ile ilgili genel bilgileri paylaştıktan sonra, sıra geldi ziyaret ettiğimiz ilk şehir olan Osaka'ya. İstanbul'dan yaklaşık 11 saatlik bir uçak yolculuğunun ardından bu güzel şehre ulaştık. O da bize, yağmurlu, ılık bir havayla hoş geldiniz dedi :)
Osaka'da konaklamak için Dotonbori'ye birkaç adım mesafedeki Holiday Inn Osaka Namba'yı tercih ettik. Otelin konumu sayesinde Dotonbori, Shinsaibashi ve Namba bölgesini yürüyerek rahatça gezebildik. Konfor ve temizlik açısından da oldukça memnun kaldığımız bir oteldi.
Havalimanından, otelimizin olduğu Namba bölgesine, Booking üzerinden ayarladığımız transferle ulaştık. Eşyalarımızı bırakır bırakmaz, Osaka'nın en hareketli ve en renkli noktası olan Dotonbori'yi keşfe çıktık. Küçücük dükkanların üzerinde yer alan dev ahtapot, yengeç ve diğer hareketli figürleri görünce, şehrin meşhur sokak lezzetleri bölgesine geldiğimizi anladık. Saat epey geç olmasına rağmen turist olmanın hakkını verip, ilk iş ayaküstü bir şeyler atıştırdık :)
Yine bu bölgede, iki, üç dakikalık bir yürüyüşle kanal üzerindeki Ebisu Köprüsü'ne ulaştık. Köprüye vardığımız anda, Osaka'nın simgesi haline gelen Glico Koşan Adam Tabelası tam karşımızdaydı. İşte o an, "Sonunda Japonya'dayız!" hissi içimi kapladı ve oldukça heyecanlandım. Aynı duyguyu birkaç gün sonra Tokyo'da Shibuya Kavşağı'na ulaştığımız anda da yaşadım.
Glico tabelasının bulunduğu bölgeye, gündüz ve akşam farklı zamanlarda uğradık. Hatta Japonya'daki saat farkına henüz alışamadığımız için uyuyamadığımız bir gece sabaha karşı beş civarı yine buraya geldik. Ortalık tamamen boştu. Bu fırsatı değerlendirip Glico'nun meşhur koşan adam pozu ile klasik fotoğraflarımızı çektik ve Dotonbori'nin kalabalıktan uzak, sakin halinin de tadını çıkardık. Özellikle akşam saatlerinde Ebisu Köprüsü'nde durup ışıl ışıl yanan tabelaları izlemek ve kanaldan geçen teknelerdeki turistlere el sallamak en keyif aldığımız şeylerden biriydi.
Japonya'ya gidip de bir sürü kattan oluşan Don Quijote mağazasına uğramayan yoktur sanırım. Biz, gece beş civarı dolaşırken açık olduğunu fark edince, boş mağazada rahatça dolaştık. Gündüz ve özellikle akşam saatlerinde ise oldukça kalabalık oluyor. Buranın bir güzel yanı da mağazanın önüne kurulmuş dönme dolabı. Yaklaşık 15 dakikalık tur boyunca Dotonbori Kanalı'nı ve neon ışıklarıyla parlayan Osaka'yı yukarıdan izlemek gerçekten keyifliydi. Yalnız, oldukça yükseğe çıktığı için yükseklik korkusu olanları biraz zorlayabilir.
Dotonbori'nin hemen yanında bulunan Shinsaibashi-suji ise, yaklaşık 600 metre uzunluğunda, sağlı sollu bilindik markalarla bezeli, üzeri kapalı bir alışveriş caddesi.
Japonya'da gördüğümüz ilk tapınak, Namba bölgesinde bulunan Namba Yasaka Tapınağı oldu. Şinto inancına göre, yaklaşık 12 metre yüksekliğindeki bu dev aslan başının, kötü ruhları ve talihsizliği yutarak, ziyaretçilerine şans getirdiğine inanılıyormuş. Sıra dışı mimarisiyle Japonya'da gördüğümüz diğer tapınaklardan ayrılan bu etkileyici yapı, şehirde görülmesi gereken yerlerden biri.
Osaka'daki bir diğer durağımız Shitenno-ji Tapınağı oldu. Japonya'nın en eski resmi Budist tapınaklarından biri olarak kabul edilen bu yapı, sade ama bir o kadar da etkileyici. Tapınağı, ana bahçesiyle birlikte gezebilmek için giriş ücreti ödüyorsunuz. Biz, buraya kapanış saatine yakın, oldukça yağmurlu bir günde gittik. Bu sayede, neredeyse bomboş olan bahçesinde sakin sakin dolaşma ve bir süre oturup bu huzurlu atmosferin tadını çıkarma fırsatı bulduk.
Shinsekai semti ise, Tsutenkaku Kulesi, neon ışıklarla süslü restoranları ve hediyelik eşya dükkanlarıyla çevrili şirin bir bölge. Kulenin gözlem katına çıkılabiliyor. Biz bu semti öğle saatlerinde gezdik. Ancak, hava karardıktan sonra kulenin ışıklandırılmış halini görmek daha etkileyici olabilir.
Osaka'nın en önemli simgelerinden biri olan Osaka Kalesi de bir başka durağımız oldu. Kaleye ulaşmak için önce yemyeşil ve oldukça geniş bir parkın içinde yaklaşık on dakikalık bir yürüyüş yapıyorsunuz. Beyaz duvarları, yeşil çatısı ve altın renkli süslemeleriyle Osaka Kalesi gerçekten görkemli bir yapı. Kalenin içi, müze olarak kullanılıyor. Biz gittiğimiz zaman, girişte oldukça uzun bir sıra olduğu için müze kısmını gezmedik. Kaleyi farklı açılardan izlemek gerçekten çok keyifliydi. Ancak en az kale kadar, bu geniş yeşil alanda dolaşıp Osaka'nın renkli ve hareketli atmosferine kısa bir mola vermek de bize çok iyi geldi :) Ayrıca, parkın içinde bulunan Hokoku Tapınağı da görülmeye değer yerlerden biri.
Amerikamura (yerel adıyla Amemura), Osaka'nın en renkli ve hareketli semtlerinden biri. Vintage mağazaları, plakçıları, duvar resimleri ve küçük kafeleriyle klasik Japonya atmosferinden oldukça farklı bir havaya sahip. Sankaku Koen Parkı'nda oturup birbirinden ilginç tarzlara sahip insanları izlemek ise başlı başına bir aktivite :)
Kuromon Market; içerisinde çok sayıda dükkanın bulunduğu ve özellikle deniz ürünleri sevenler için sınırsız seçenek sunan, Osaka'nın üzeri kapalı sokak lezzetleri pazarı. Küçük bir bölümünde oturma alanları da bulunuyor. Dükkanlardan aldığınız yiyecekleri bu ortak alanda yiyebiliyorsunuz. Bizim burada denediğimiz her şey oldukça lezzetliydi.
Osaka'da ne yenir? Tabii ki Dotonbori'nin sokak lezzetleriyle ünlü bölgesinde ve Kuromon Market'te tempuralar, gyozalar, wagyu etleri, takoyakiler, mochiler ve daha birçok şey. Japon lezzetlerine bayılmasak da tavuk köftesi dışında yediğimiz hiçbir şey kötü değildi. Yalnız beklentimizin üzerinde çıkan bir Japon yemeği de oldu; takoyaki. İçinde küçük ahtapot parçaları bulunan, dışı çıtır, içi ise yumuşacık olan yuvarlak hamur topları özel sos, mayonez ve kurutulmuş palamut pullarıyla servis ediliyor. Biz Takoyaki Wanaka'da yedik ve gerçekten çok beğendik. Yalnız soğuması 5 dakika falan sürüyor, yerken dikkat :)
Ichiran Ramen, yediğimiz yemekten ziyade servis yapılan mekanın orijinalliğini görmek için bile tavsiye edebileceğim bir yer. Tek kişilik küçük bir bölmede oturuyorsunuz ve yüzünü görmediğiniz kişiler size servis yapıyor, anlatılmaz yaşanır :) Burada yaptıkları ramenin helal olması da mekanın bu kadar tercih edilmesinde etken sanırım.
Dotonbori'de bulunan ve Japonya'nın farklı şehirlerinde de şubeleri olan Strawberry Mania ise çilekli mochileriyle kalbimizi kazandı.
Osaka'da gittiğimiz İtalyan restoranlarından ilki Ally's Pasta Shop Namba'ydı. Adından da anlaşılacağı gibi aslında bir makarnacı. Ancak restoranın güzel yanı, sipariş ettiğiniz makarnanın yanında açık büfeden salata, çorba ve farklı lezzetlerdeki tapaslardan sınırsız alabiliyorsunuz. Soğuk ve sıcak içecekler de bu konsepte dahil. Mekanın atmosferi de güzel.
Diğer mekan ise, Amerikamura'daki Critters Pizza oldu. İtalya'dakileri aratmayan lezzetli pizzalar yapıyorlar. Mekanın tek olumsuz yanı, Japonya'da sıkça karşılaştığımız gibi çalışanların biraz asık suratlı olmasıydı.
Yazıyı tamamladığımda sadece iki buçuk günde Osaka'yı ne kadar dolu dolu yaşadığımızı bir kez daha fark ettim :)
Sıradaki durağımız Kyoto ve son durağımız Tokyo için de beklerim :)






