13 Haziran 2016 Pazartesi

3 Günlük Amsterdam Kaçamağı!

Diğer Avrupa şehirlerinden biraz farklı yapısı ve dumanlı kafasıyla görülmeye değer bir şehir Amsterdam :) 3 günlük tatil bize yeter dedik ama pek yetmedi. Çünkü uçuş süresi toplamda 7 saat, havaalanı bekleme ulaşım v.s. derken 1 gün kaybettik. 

Uçak biletlerini yaklaşık 3,4 ay önce aldık, ücret baya farkediyor. Son dakika oğlumu da mı götürsek mi acaba diye düşünüp baktığımızda fiyatlar 3'e katlanmıştı. (Küçük çocuğu olanlar ve bu konuda kararsız kalanlar için dip not: Amsterdam'ı küçük çocukla gezmek zor olabilir. Otel odaları çok küçük, kafeleri dumanlı genelde :) hava çok değişken, şehrin tamamı nerdeyse bisiklet kullanıyor ve her an her yerden bisiklet çıkıyor).


İstanbul'dan Amsterdam Schiphol Havalimanı'na uçuşumuz 4 saat sürdü. Oteli şehir merkezinden seçtiğimiz için direkt havalimanının içinden trene bindik ve yaklaşık 20 dakikada şehir merkezine vardık. (Havaalanının içinden bilet alırken Amsterdam Centraal'ı seçmek gerekiyor. Ayrıca 1. ve 2. sınıf ayrımı var trenlerde, 2. sınıf gayet rahat ve genişti). Şehir merkezine vardığımızda tren istasyonunun mimarisine vuruldum, şehir hakkında ipucu verdi resmen...

Kaldığımız otel Hotel Old Quarter, istasyona 5 dakika mesafede, şehrin göbeğindeydi. Konumu ve temiz olması dışında avantajı yoktu ama bizim beklentimizi karşıladı. Genelde şehir merkezinde takıldığımız için aralarda dinlenmek için otele dönüşümüz çok kolay oldu. 

İstasyondan yaklaşık 10 dk yürüme mesafesiyle Dam Meydanı'na ulaşıyorsunuz ki bu yürüme güzergahı benim en sevdiğim kısımlardan biri oldu. Bu yol üzerinde meşhur bir patatesçi var, çok talep gören. Tadı süper değil ama denemeye değer. 
Dam Meydanı'nda Amsterdam Kraliyet Sarayı, Nieuwe Kerk (Yeni Kilise'yi), Ulusal Anıt'ı (İstiklal Caddesi'nde Atatürk Anıtı gibi insanların buluşma noktası) görebilirsiniz. Madam Tussauds müzesi de burda ama bizim pek ilgimizi çekmediği için gitmedik. 




Aynı güzergahtan devam edip yaklaşık 20 dk daha yürüdükten sonra buranın meşhur müzesi Rijksmuseum'a ulaştık. Gördüğüm en modern ve ferah müze binasıydı diyebilirim. Hollanda ulusal müzesi ismiyle anılan bu müzede Rembrandt, Vermeer ve Van Gogh gibi ustaların eserlerini görebilir ve tabi hayran kalabilirsiniz. Ben en çok minyatür olarak ince işçilikle hazırlanan bebek evi kısmına ve sanat kütüphanesine bayıldım. O kütüphanede bir günümü geçirmek isterdim. Müzenin içindeki kafe de çok hoştu, içtiğim kahvenin kokusu hala burnumda...

Müzenin çıkışında o meşhur 'i am amsterdam' yazısı var, fotoğraf çektirmenin nerdeyse farz olduğu :) Önü çok kalabalık tabi ki, etrafında da çok güzel büyük bir bahçe var, çimlere uzanmalık. Müze dönüşü artık yürüyecek halimiz kalmadığı için trenle döndük şehir merkezine. 5 ve 2 numaralar geçiyor ordan, bileti de trenin içinden alabiliyorsunuz.





Kanal turu yapmadan dönmek olmazdı tabi. Yaklaşık 45 dakika sürüyor, keyifliydi bizim için, sadece her yer birbirinin fotokopisi olduğu için biraz daha kısa sürebilirdi. 

Meşhur Red Light District'i yani Türkçe adıyla Kırmızı Fener Mahallesi'ni merak ettik biz de tabi, her turist gibi. Gündüz vakti ordan geçtiğimizde bile sokaklar çok kalabalıktı. Uzun uzun anlatmama gerek yok, bize ne kadar tuhaf gelse de orda hayat farklı yaşanıyor :)

Dönüş için şehir merkezinden havaalanına gitmek için yine trene bindik. Yolda tren bozuldu, yarım saat yapılmasını bekledik, ufak çapta bir uçağa yetişememe paniği yaşadık. Üstüne uçak da bir saat rötar yaptı, ancak pilot aradaki farkı kapatmak için azmetti ve 3 saatte İstanbul'a vardık.

Şimdi de notlar...
  • Mayısın son haftası olmasına rağmen hava serindi, son gün sağlam yağmur yağdı. Gitmeden önce hava durumuna bakmak şart.
  • Sadece sırt çantasıyla gidilen tatil ne rahat oluyormuş, bavul derdi olmadan...
  • Yemek konusuna gelince; kahvaltı için ilk gün omlet yapan bir yer bulduk, yanında gelen her dilim ekmeğe ayrı para alan! Nerde bizim para almadan sınırsız ekmek yeme fırsatı veren memleketim :) Ertesi gün Simit Sarayı'nı keşfettik, yıllardır gurbette yaşayıp simite hasret kalmışız gibi sevindik. Dam Meydanı'ndaki kilisenin hemen yanında bir ara sokak var, o sokağın başında. Biraz ilerde bir tane daha var üstelik. Bol bol hamburger yedik. Aralarında en beğendiğim bir kaç şubesi olan Burger Fabriek'ti. Adım başı waffle ve pancake dükkanı var. Bir yerde waffle denedik ama beğenmedik, çok kalındı ve soğuktu, 
  • Hediyelik eşya için çok fazla dükkan var. Ancak her şey gibi onlar da çok pahalı genel anlamda. Meşhur peynirlerinden, evleri simgeleyen magnet ve kurabiyelerinden alabilirsiniz. Çiçek sevenler için de özellikle laleleriyle meşhur çiçek pazarı tam bir cennet.
  • En çok özendiğim kısım orda yaşayan herkesin bisikleti var. Şehrin her yanı ona göre düzenlenmiş, bisiklet yolları, otoparkları var.
  • Amsterdam Schiphol Havalimanı çok büyük. Zaman kazanmak için oraya gitmeden kullanacağınız uçuş firmasının terminal ve peron numaralarına bakmanızı öneririm. 
  • Bir daha Amsterdam'a gidersem, zaman kalmadığı için gidemediğim Volendam kasabasını ve Van Gogh müzesini görmeyi istiyorum.


Bir kaç sene sonra tekrar gitmek dileğiyle :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme