23 Kasım 2018 Cuma

Belgrad, Novi Sad

Özellikle vizesiz olduğu için tercih edilen, yakın, fiyatları makul, güzel şehir Belgrad’a Kasım’da gitmek için yaklaşık 6 ay önce kampanya zamanı biletlerimizi aldık. En büyük şansımız Kasım ortası olmasına rağmen havanın güneşli ve çok soğuk olmamasıydı. 

Eşim ve oğlumla birlikte 3 gece kalmak üzere yola çıktık. Booking’den ayarladığımız 2 odalı küçük bir ev olan Centro 1 Apartments’da merkezi bir yerde kaldık. 5 kişinin rahat rahat kalabileceği bir ev. Buradan Belgrad’ın en çok ziyaret edilen Knez Mihailova Caddesi, Cumhuriyet Meydanı, Kalemegdan ve Skadarlija’ya yürüyerek ulaşmak oldukça kolay.

Uçuşumuz Pazartesi günü erken bir saatteydi ve Belgrad saati bizden 2 saat önde olduğu için günü değerlendirebildik. Havaalanından kalkan A1 numaralı otobüsle merkeze yakın bir yere ulaştık. (72 numaralı otobüs de bu bölgeye gidiyormuş). Havaalanından direkt taksiyle merkeze ulaşım yaklaşık 15 Euro tutuyor. Otobüsle kaldığınız yere direkt ulaşım yoksa taksi daha mantıklı. Bize önerildiği gibi hep Pink Taksi firmasının taksilerine bindik ve hiç sorun yaşamadık. 

Eşyalarımızı kaldığımız eve bırakıp önce genel keşife çıktık. Knez Mihailova Caddesi yani bizdeki İstiklal Caddesi'nin çok benzeri trafiğe kapalı caddedenin bir tarafı Cumhuriyet Meydanı'na (Trg Republike), diğer tarafı da Kalemegdan bölgesine uzanıyor. Bu caddede görmeye aşina olduğumuz büyük markalar, sokaklarda ressamlar, müzisyenler, bir çok kafe ve restoran var. Belgrad'ı gezmeye gidip bu caddede yürümeyen yoktur sanırım. 

Caddenin sonuna geldiğimizde Kalemegdan hediyelik eşya standlarının sıralandığı büyük bir park alanıyla bizi karşıladı. Her taraf yeşillik içinde kocaman bir alan. İlerledikçe anıtlara ve kaleye doğru yol aldık. Tam gün batımına denk geldiğimiz için kalenin üst kısmında manzara harikaydı. Yine aynı bölgede açık kısımda askeri müze var. Tank, tüfek, top ve bir sürü askeri malzeme çimlerin üzerinde sergileniyor. Kalenin iç kısmına girerken geçtiğimiz kapının adı Stambol (İstanbul) kapısıydı. Bu bölgede ve bazı başka alanlarda Osmanlı'nın izlerini görmek mümkün. Hemen arka kısımda da saat kulesi var. Yürümeye devam ettikçe Sava ve Tuna Nehirleri'nin birleştiği kısma bakan manzaraya kavuştuk, merdivenlerde oturup anın tadını çıkardık. Kalemegdan sınırları içinde çocukların çok hoşuna gidecek bir dinazor parkı var, girişi ücretli. Bir çok dinazor maketi ve çocuk oyun alanı var. Dinazorların bazıları hareket ediyor, gerçek gibi. Oğlum bu parkı çok sevdi. Çocuğu olanlar es geçmemeli bence :) Kalemegdan içindeki hayvanat bahçesi de görülmeye değer. Oldukça büyük ve bütün hayvanları görebiliyorsunuz. Keşke böyle kısıtlı bir alanda değil de doğal alanlarında görebilme şansımız olsaydı. Kalemegdan'ı görmeden kesinlikle dönmeyin.





2. günümüzde önce Aziz Sava Katedrali'ne gittik. Çok büyük, görkemli bir yapı. Daha çok camiyi andırıyor dışarıdan bakınca. Bir rivayete göre Ayasofya'ya benzetmeye çalışıyorlarmış. Halkın bağışlarıyla yapıldığı için yüz yıldan uzun bir zamandır yapımı tamamlanamamış, ancak büyük bir kısmı açık. Katedralin içi çok aydınlık, özellikle tavandaki eserler hayranlık uyandırıcı. Ayrıca bahçesinde küçük bir kilise de mevcut, onu da gezebilirsiniz. Katedralin çevresinde büyük bir park alanı mevcut. Belgrad bu anlamda da çok güzel. Şehrin ortasında kocaman parklar var. 

Oradan yaklaşık 15 dk'da yürüyerek Nikola Tesla Müzesi'ne ulaştık. Müzeyi gezdikten sonra rehber eşliğinde Nikola Tesla'nın hayatını anlatan bir video izledik. Sonra da bir kaç deneyle elektrik oluşumunu izledik. Rehber size floresan verip deneye katılmanızı isterse mutlaka kabul edin, elektriğe bağlı olmayan floresanın bir anda ışın kılıcına dönüştüğünü göreceksiniz :) Nikola Tesla'nın yaptığı buluşlar sayesinde günümüzde kullandığımız bir çok aletin keşfedildiğini öğrendik. Radyonun mucidi de bilinenin aksine Nikola Tesla'ymış. İlgisi olanlara müzeyi tavsiye ederim. 




Buradan sonra yürüyerek Taş Meydan'a (Tasmajdan) ulaştık. Yine kocaman yemyeşil bir park bizi karşıladı. Aynı zamanda meydandaki Aziz Mark Kilisesi de görülmeye değer. 

Kilometrelerce yürüdükten sonra eve geçip biraz dinlenme molasından sonra akşam üzere bohem mahalle olarak anılan Skadarlija'ya gittik. Yerleri parke taşlarla döşenmiş, sağlı sollu bir çok restoranı olan bir cadde. Sırp müzikleri eşliğinde geleneksel yemeklerden yiyebileceğiniz bir çok yer var. 
Yazın daha canlı ve kalabalık oluyormuş. 

3. ve son günümüzde önce bize yakın mesafedeki Cumhuriyet Meydanı'nı (Trg Republike) gezdik. Burası şehrin merkezi olarak kabul ediliyormuş ve insanların buluşma noktasıymış. Meşhur Prens Mihailo Obrenovic Anıtı da burada. Çevresi tadilatta olduğundan etrafı tamamen kapalıydı. Bu anıtta atın üzerindeki Prens'in parmağıyla İstanbul'u gösterdiği söyleniyor. Anıtın hemen arkasındaki 3 kubbeli ve muazzam bina Eski Yugoslavya ve Sırbistan'ın en büyük müzesi. Bu ulusal 3 katlı müzede binlerce resim, heykel ve 
bir çok  tarihi eseri inceleyebilirsiniz. Özellikle giriş katındaki ilk çağlar koleksiyonu görülmeye değer. Daha sonra Novi Sad'a gideceğimiz için müzenin açılış saati 10'da oradaydık.



Müzeden çıkınca taksiyle otobüs terminaline gittik. 20 dk'da bir otobüs kalkıyor Novi Sad'a. Yolculuğumuz 2 saate yakın sürdü. Terminale ulaştığımızda yürüyerek vakit kaybetmemek için taksiyle kısa sürede merkeze ulaştık. Buranın adı Trg Slobode (Özgürlük Meydanı) olarak geçiyor. Meydana geldiğimizde St Mary Katedrali tüm ihtişamıyla karşımızdaydı. Kapalı olduğundan içini göremedik. Meydanda dikkat çeken bir diğer yapı da belediye binası. Önünde de eski belediye başkanı Svetozar Miletic'in heykeli var. Şehrin en canlı kısmı burası sanırım. Bazı ünlü festivaller de burada yapılıyormuş. Katedralin karşısındaki sokakta bazı markaların dükkanları, çok güzel restoranlar var. Etraftaki sokakları keşfedip, bol bol yürüdükten sonra otobüs terminaline gidip Belgrad'a döndük. Zamanımız kalmadığı için Petrovaradin kalesini göremedik. 

Ertesi gün ufak bir tur sonrası taksiyle havaalanına ulaştık. Yol yapım çalışması olduğu için trafik vardı, planladığımızdan yarım saat daha uzun sürdü gidişimiz. Neyse ki uçağa yetiştik ve mutlu mesut evimize döndük :)




Gelelim benim en sevdiklerimden "nerede, ne yemeli kısmına" :) Belgrad'ın et kültürü çok  gelişmiş. Her yerde domuz eti ağırlıklı olsa da, dana eti de mutlaka bulabiliyorsunuz. Oranın meşhur yemeği cevapi. Bizim İnegöl köfteye çok benziyor. Yanında soğan ve kaymakla servis ediliyor. Bence mutlaka denenmeli. Porsiyonları genel olarak oldukça büyük. Sokaklarda bol bol dilim pizzacılar, hamur işleri dükkanları var. Gittiğimiz yerler de şunlar;


Little Bay: Belgrad'a gideceğimizi duyan birçok kişi burayı önermişti. Bizim kaldığımız eve çok yakındı konumu. Piyano ve opera resitali eşliğinde yemeğinizi yerken gayet keyifli bir akşam geçirebileceğiniz bir yer. Biz et yemekleri ve salata yedik, oğlum hamburger istedi, sadece öğle servisinde yapmalarına rağmen onu kırmayıp yaptılar. Hepsi çok lezzetliydi, garsonlar da çok ilgiliydi. Fiyatlar böyle bir yer için gayet uygun. Biz hafta içi gittiğimiz için kalabalık değildi. Yine de rezervasyon yaptırmakta fayda var. Balkon kısmında oturmanızı tavsiye ederim. 

Boutique: Bir şubesi Knez Mihailova Caddesi'nin sonunda Kalemegdan’a yakın kısımda, diğer şubesi Cumhuriyet Meydanı’nda, tam heykelin yanında. İkisine de gittik. Yemekleri çok güzel, ortam, dekorasyon hepsi iyi. Altta fotoğrafta gösterdiğim etli ve pideli bir tabağı var çok iyi, 2 kişi gayet rahat doyar. Bunun yanında kahvenizin yanına özel şeflerin tarifleriyle hazırlanan tatlılarını da mutlaka deneyin. 

Aurelio Caffe: Cumhuriyet Meydanı'nda Boutique'ın hemen yanı. İlk gittiğimiz gün hava güneşli olduğu için açık kısımda oturmuştuk. Neredeyse tüm masaları doluydu. Burada yediğimiz cevapi oldukça iyiydi ama hamburgeri pek iyi değildi.

Teatroteka: Kalemegdan'dan eve dönüş yolunda tesadüfen görüp atmosferini beğendiğimiz için içeri girdik. Mekan çok orijinal. Burada yediğimiz cevapi fena değildi. Gidilebilir ama fiyat performans olarak yeterli bulmadık. 

Mali Plato Cafe: Nikola Tesla Müzesi'nden Taş Meydan'a yürürken keşfettik burayı. Hava güneşliyse dışarıda oturup, enfes kahvelerinden içebilirsiniz.

Petrus: Burası Novi Sad'da meydanda restoranların yan yana olduğu sokakta. Bugüne kadar gördüğüm en güzel dekorasyonlu mekanlardan biri. Özellikle üst katları görülmeye değer. Yediğimiz makarnalar da oldukça başarılıydı. Novi Sad'a giderseniz hiç düşünmeden buraya gidin.

Simit Sarayı: :) Yurt dışında gördüğümüz zaman mutlu oluyoruz. Her daim demleme çay ve kurtarıcı kahvaltısı bize iyi geliyor. Cumhuriyet Meydanı'na yakın kısımdakine gittik biz.




Genel notlara gelecek olursak;

  • Hava durumu Kasım ortası için beklediğimizden daha iyiydi. Hava serindi ama her gün güneşliydi. Yalnız biz döndükten 2 gün sonra sıcaklıkta 10 dereceye yakın düşüş oldu. Soğuk havada gezmekte zorlananlar için en geç Ekim'de gitmek daha garanti olur sanırım.
  • Kaldığımız ev merkezi konumda olduğu için çoğu yere yürüyerek gittik. Taksi ücretleri de makul olduğundan gerektiğinde taksi kullandık, toplu taşımaya hiç binmedik. Taksi ulaşım fiyatları İstanbul’dakilerle çok yakın.
  • Belgrad çocukla gezmek için çok ideal bir yer. Bir sürü parkı, yeşil alanı ve hayvanat bahçesiyle onları da mutlu ediyor. Canım oğlum bizim gibi yürümeyi sevdiği için bize ayak uydurdu ve hiç sorun yaşamadık.
  • Kendiniz için veya hediyelik bir şeyler almak isterseniz Knez Mihailova Caddesi üzerindeki Katapult'a uğramanızı öneririm. İçinde bir çok el yapımı ürünlerin, takıların ve oyuncakların olduğu standlar var. 
  • Novi Sad mutlaka görülmeli mi derseniz, Belgrad'ı komple gezdikten sonra 1 gün zamanınız kalırsa gidin derim. Yoksa tatilde yaklaşık 4 saati yola harcamak düşündürücü. Ancak çok güzel bir şehir.

26 Temmuz 2018 Perşembe

Seferihisar, Çeşme

Her günkü rutinden farklı "en azından" bir kaç gün geçirebildiğin, yanında sevdiklerin varsa tadından yenmeyen, bana göre yeni yerler gördükçe anlam kazanan; tatil denen şey, sen ne güzelsin! Kısa sürüyorsun, o ayrı :)

Bu yaz ne zamandır gitmek istediğimiz İzmir'de ilk tatilimizi yapmaya karar verdik. Nereye gitsek, nerede kalsak araştırmaları sonucu Seferihisar ve Çeşme'yi gözümüze kestirdik. Seferihisar'ın sahil kasabası Sığacık ve Çeşme'nin popüler bölgesi Alaçatı'da kalmaya karar verdik. Biz genelde her şey dahil olmayan, serpme kahvaltılı, az odalı butik otelleri tercih ediyoruz. Otelin denize veya şehrin merkezine yakın olması da tercih sebebi tabi.    

Temmuz'un ilk haftası arabayla İstanbul'dan Sığacık'a 6 saate gittik. 2 gece konakladığımız Maya Bistro Hotel, tek katlı, balkonlu odaları olan, kahvaltısı güzel, kendi plajı olan bir butik otel. Ayrıca yanındaki Atlantis Otel'in havuz ve tesisini ücretsiz kullanabiliyorsunuz. Otelin Büyük Akkum Plajı'nda kendi tesisi var. Yürüyerek bir dakika içinde plaja ulaşmak gerçekten büyük kolaylık. Hava genelde rüzgarlı, deniz biraz taşlık ve hafif yosunluydu. Denizin çok cazip olduğunu söyleyemem ama genel anlamda atmosfer güzel. Plajda otelin restoranını kullanabiliyorsunuz. Yine o civarda yemek yiyebileceğiniz yerler, gözlemeciler de var. Otel, merkeze bir kaç km, minibüs veya taksiyle ulaşım kolay.



Sığacık, Türkiye'nin ilk Cittaslow (Sakin Şehir) ünvanını alan şehri. Özellikle Kaleiçi bölgesi çok sakin, herkesin yaşamak isteyebileceği güzellikte. Renk renk çiçeklerle bezeli evler genellikle otel veya kafe olarak kullanılıyor ama orada yaşayan şanslı bir azınlık da var.  Yıllar önceki Kavak Yelleri dizisinin bazı sahneleri burada çekilmiş. Biz sokakta dolaşırken yeni bir dizi de çekiliyordu.    

Pazar günleri yerel halkın meyve, sebze, ev yapımı kek, baklava, sarma ve daha bir çok ürünü sattıkları bir pazar kuruluyor Kaleiçi'nde. Biz akşam üstü ucundan yakaladık pazarı. Orada gezmek bile keyifli.

Sığacık merkezde limana yakın kısımda yan yana dizilmiş balıkçılardan Çakoz'a gittik akşam yemeği için. Balık, kalamar ve çok çeşitli olmayan mezeler güzeldi. Ancak yoğunluktan yemeklerin gelmesi uzun sürüyor. Diğer akşam da Kaleiçi'nde dolaşırken görüp beğendiğimiz Milos'ta yemek yedik. Normalde rezervasyonsuz yer bulunmuyormuş, şansımıza o anda boş bir kaç masa vardı. Mekan, sokaktaki masaları, fondaki Yunan müzikleri, yemekler oldukça güzeldi. Mezeler (özellikle girit ezme, deniz börülcesi, patlıcan salata, fesleğenli mezgit), kalamar, balıklar hepsi taze ve lezzetliydi. Yalnız tek sıkıntı balığın gelmesi çok uzun sürdü. Oğlum ızgara köfte yedi, o da lezzetliydi.        



Sığacık'ta 2 gece kaldıktan sonra tatilimizin 2. durağı Alaçatı'ya gittik, arabayla yaklaşık 1 saatte. Evliyagil Hotel By Katre'de kaldık. Taş binadan oluşan otel, en az fotoğraflardaki kadar hoş! Odaları, avlusu, havuzu, kahvaltısı gerçekten güzel. Yalnız işletme biraz zayıf, ufak tefek sıkıntılar yaşadık ama yine de gittiğimize pişman olmadık. Akşamları havuz kenarında güzel müzikler eşliğinde iyi vakit geçirdik. Eğer gidecekseniz tavsiyem havuz tarafındaki odalarda kalın. Otel yol üstü olduğu için gece camı açtığınızda dışarıdan çok ses geliyor.   

İlk gün otelin anlaşmalı olduğu Delikli Koy'daki Paradiso Beach'e gittik. Hafta içi olduğundan mıdır bilmiyorum ama plaj neredeyse bomboştu. En öndeki şezlonglara yayıldık, çok rahattık. Oğlum denizi çok sevdiği için neredeyse hiç çıkmıyor sudan, o yüzden ön taraflarda olmak her zaman tercih sebebimiz. Denizin girişi biraz taşlık ama su gayet ılık ve tertemiz. Mekanın yemekleri de fena değil, özellikleri pideleri güzel. Ancak fiyatlar yüksek tabi. 

2. gün meşhur Ilıca Plajı'na gidince neden buranın bu kadar övüldüğünü çok iyi anladım. Bugüne kadar gördüğüm en berrak ve temiz denizlerden biri. Su neredeyse sıcak, kumu o kadar güzel ki! Tek sıkıntı Çeşme'nin genelinde olduğu gibi rüzgar. Bu yüzden de deniz dalgalı. Gerçi biz dalgalı denizde daha çok eğleniyoruz. Ilıca Plajı çok uzun bir plaj. Özel işletmelerden şezlong ve şemsiye kiralayabiliyorsunuz. Ancak yemek yiyecek bir yer bulamadık o civarda. Öğleni simitle geçiştirip oradan çıkınca Kırçiçeği'ne gittik. İstanbul'dan bildiğimiz bir yerdi zaten. Pideleri, ızgaraları hepsi güzel.        



Otelimiz, Alaçatı merkeze 1-2 km mesafedeydi. Akşam üstleri erken giderseniz araba park edecek yer bulmak sorun olmuyor. Alaçatı; Bengovilli evleri, lavanta kokulu renkli sokakları, yeldeğirmenleriyle meşhur güzel bir yer. Ancak bu kadar pahalı ve popüler olmasını neye borçlu gerçekten bilmiyorum :) Alaçatı'da fiyatlarına bakmadan bir mekana girerseniz diliniz yanabilir. Araştırmadan, fiyatları sormadan bir yere gitmeyin. Biz ilk gün kalabalık olmasına ve yine idare edebilecek fiyatlarına bakarak Kaptanın Yeri'ne gittik. Pek fazla meze çeşidi yok ama balıkları taze ve güzeldi. Diğer gün hemen yemeğimizi yiyelim, bol bol gezelim diye Cafe Eftalya'da mantı yedik. Fiyat, performans olarak çok iyi değildi. Alaçatı'nın kumrusu meşhur ama ben sevmediğim için yemedim. Hasan Mersin Tarihi Rumeli Pastanesi'ni dondurma konusunda kesinlikle öneririm. Pek dondurma sevmediğim halde her gün bal, badem ve karadutlu dondurma yedim. Damla sakızlı dondurmasıyla meşhurmuş aslında.



Hediyelik eşya satan çok fazla yer var ama pek fazla orijinal bir şey yok. Damla sakızlı lokum, reçel veya kurutulmuş lavanta alınabilir.   

Ayrıca;  


  • İstanbul-İzmir yolunda Susurluk'ta mola verirseniz Düzdağ Tostçusu'na uğrayıp salçalı, karışık tostundan yemenizi öneririm, tabi yanında meşhur ayranıyla. Dönüş yolunda ise Gelenbe'de Ceren Tur'da yemek yedik. Bugüne kadar gördüğüm dekorasyonu en güzel mola yeri diyebilirim. Günlük çıkan yemekleri ve kurabiyeleri de gayet güzel. Ekşi mayalı ekmeğinden almanızı öneririm. 
  • Sığacık'ta kalmak için 2 gün yeterli. Küçük bir yer olduğu için her yeri kolaylıkla gezebilirsiniz. Eğer ilginiz varsa Teos Antik Kenti buraya çok yakın.
  • Alaçatı evet güzel ama biraz şişirilmiş bir yer. Sürekli rüzgarlı olduğundan sörfçüler için bir cennet. Restoranların bu kadar pahalı olması da anlamsız. Ancak gidip görmeye değer. Eğer ileride tekrar gidersek Ilıca'da denize yakın bir otelde kalmayı tercih ederiz sanırım. Sığacık'a sonbahar gibi gidip güzel sokaklarında gezmek isterim tekrar. 
  • Temmuz'un ilk haftası hava gayet iyiydi, aşırı sıcak olmadığı için ve de rüzgarın serinletici etkisiyle çok bunalmadık.  
  • Sonuç olarak biz hem Çeşme'yi, hem de Seferihisar'ı sevdik. İlerleyen yıllarda tekrar gitmek umuduyla... :)     


Not: Çekirdek ailemle tatilimize eşlik eden canım kardeşim Erman'a fotoğraf desteği için teşekkürler :)  

3 Kasım 2017 Cuma

Kapadokya

Kapadokya; Pers dilindeki anlamıyla güzel atlar ülkesi... Atları güzel mi bilmem ama manzarası, büyüsü bir başka. Dünyada eşi benzeri olmayan bir yer. Unesco Dünya Mirasları listesine girmesi ve bir çok kaynakta mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelmesi çok normal...

Ekim'in ortasında Bozcaada tatil tayfamızla (bu arada tatil kafa dengi arkadaşlarla ayrı güzel) 3 gece oradaydık. Önceden Nevşehir'e direkt uçuş vardı ama şu an olmadığı için Kayseri'ye gittik. Ordan da otelin ayarladığı transfer aracıyla 1 saatte Göreme'ye vardık.   


Göreme'de merkeze yakın mesafede Harman Cave Otel’de kaldık. Tatili güzelleştiren kısımlardan biriydi otelimiz. Herşeyiyle iyiydi, tavsiye ederim. 




Kapadokya’yı gezmek için 3 ayrı günlük tur var. Kırmızı, yeşil ve mavi tur. Bizim en çok görmek istediğimiz yerler kırmızı turdaydı.Tura katılacağımızı otele haber verdik ve firma bizi sabah erkenden aldı.

İlk önce Uçhisar Kalesi’ni görmeye gittik. Kapadokya'daki peribacalarından biri ama oranın en yüksek yerinde olduğu için manzara çok güzel. 1950'lere kadar insanlar buradaki taşları oyarak yaptıkları odalarda yaşamışlar. Bizim tur vaktimiz kısıtlı olduğu için kalenin tepesine çıkamadık, bir dahaki gidişimizde buraya kendimiz gidip çıkarız umarım :)



Sonraki durağımız Göreme Açık Hava Müzesi’ydi. Kapadokya'ya gelen herkes burayı mutlaka görmeli bence. Zamanında insanlar burada kayaları oyarak ibadet, yaşam ve eğitim alanları oluşturmuşlar. Açık hava olduğu için burada gezmek ayrı zevkli. Kayaların içinde hepsi birbirinden farklı bir çok küçük kilise, manastır ve şapel var. Bizim orada olduğumuz zaman etraf biraz kalabalıktı ama çocuklarla 1 saati aşkın bir sürede hepsini gezmeyi başardık. 



Paşabağ, peribacası oluşumlarının en rahat gözlemlendiği, şekillerin en belirgin olduğu yer. Hatta bir tanesinin üst kısmındaki kaya bloğu çok ince bir yapının üzerinde durduğu için düşecekmiş gibi görünüyor. Paşabağ sessiz, sakin bir yer olduğu için keşişler burada inzivaya çekiliyormuş. Bu nedenle Paşabağ aynı zamanda Keşişler Vadisi ya da Rahipler Vadisi olarak da anılıyor. Burada bir yürüyüş yolu üzerinde peribacalarını izleyerek turlamak keyifliydi. En beğendiğim yerlerden biri oldu burası.



Yol üzerinde kısa bir süre Devrent Vadisi'ne uğradık. Burada en çok dikkat çeken şey deveyi andıran bir peribacası. Onun dışında da bir çok farklı şekilde peribacası görebiliyorsunuz. Aşk Vadisi de yine manzaranın çok güzel olduğu, insanların fotoğraf çekmek ya da çektirmek için sıraya girdikleri bir yer. Balonları buradan izlemek de güzel oluyormuş.



Avanos'ta çanak-çömlek atölyesinde çamurun nasıl çanağa dönüştüğünü izledik. Özellikle çocukların çok ilgisini çekti. Mağaza kısmı çok büyük. El yapımı seramikler çok güzel ama tabi ki çok pahalı.



Turda bütün günü Göreme-Ürgüp-Avanos çevresinde dolu dolu geçirdikten sonra akşam üstü otele geri döndük. Çok yorulduk ama çok güzeldi. Ertesi gün yeşil tura katılmayı düşünüyorduk ama gidilecek yerler çok uzaktaydı ve çocuklarla gezmek biraz zor olacaktı.
Bu yüzden Ihlara Vadisi'ni ve Derinkuyu Yeraltı Şehri'ni bir sonraki gelişimizde görme tesellisiyle ertesi gün kendi turumuzu kendimiz yaptık.

Göreme konaklamak için en ideal yer bence. Hemen hemen her otelin manzarası çok güzel. Kaldığımız otel merkeze yürüme mesafesinde olduğu için rahattık. Merkezden Ürgüp ve Avanos'a saat başı kalkan minibüslerle ulaştık. Bazen de pazarlık yapıp taksiyle gittik. 

Ürgüp'ü gezmeye merkezin biraz üst kısmında yer alan Turasan Şarap Fabrikası'nda başladık. Ancak umduğumuz gibi üretimi göremedik, sadece hafta sonu geziliyormuş fabrika, o da üretim sırasında değil. Bir rehber aşama aşama üretimi anlatıyormuş sadece. Şarap sevenler için tadım testleri yapılıyor burada, beğendiğiniz şarabı alabiliyorsunuz. Fabrikanın hemen altında Asmalı Konak dizisinin çekildiği konak var, dizinin bitişinin üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen hala popülerliğini koruyor. Konağın az aşağısında bir çok yerde methini duyduğumuz güzel manzaralı Ziggy Cafe'ye uğradık. Mekan güzel ama fiyat-performans ve servis olarak sınıfta kaldı bizim için. Aynı yoldan merkeze yürürken sağ tarafta büyük kaya oluşumları var, yine içleri oyulmuş. Biz gittiğimizde kimse olmadığı için en üstlere kadar çıkıp bol bol fotoğraf çektik.




Avanos’ta çok fazla çanak, çömlek atölyesi ve satışı yapan yer mevcut. Alabileceğiniz sonsuz çeşitte tabak, çanak, kahve fincanı, seramik vs var. Mutlaka pazarlık yapın. Bizim gittiğimiz dönem sezon sonu olduğu için %70-80’e varan indirim yaptılar.
Kış aylarında pek fazla satış yapamadıkları için ellerindekileri bitirmek istiyorlarmış.  Avanos’ta ayrıca Kızılırmak Nehri üzerindeki meşhur asma köprüye gittik. Yürüdükçe hafif sallanan, uzun bir köprü. Bayram gibi yoğun dönemlerde köprüden geçiş için uzun kuyruklar oluşuyormuş. Nehrin içinde çok fazla kaz var, çocuklar onları ekmeklerle bol bol besledi. Sadece köprü değil, bitimindeki ağaçlı yürüyüş yolu, etrafındaki çay bahçeleri bile gitmeye değer.



En güzel kısımlardan birine geldi sıra; balonlar. Tatilimize eşlik eden minikler olduğu için balon turlarına katılamadık. Her gören gibi biz de etkilendik ve sırf bunun için bile olsa ilerde yine gelmeyi kafaya koyduk. Sabahın 6'sında kalkıp günün aydınlanmasını ve balonların tek tek havaya süzülüşünü izlemek başkaymış gerçekten. Sabah ayazında otelin damına çıkıp bu manzaraya epey doyduk, bazı günler otelin tam üstünden geçti hatta balonlar. 



Yeme-içme kısmına gelirsek; kahvaltıları otelimizde yaptık, gayet iyiydi. Göreme'de Aysel Abla'da mantı yedik, fiyatı yüksek, porsiyonu küçük ve mantısı gayet sıradandı. Sedef Restoran'da yediğimiz yemekler ise orta karardı, güveçte köfte ve testi kebabını denedik. 
Çay-kahve içmek için Coffeedocia kafeyi önerebilirim. Açık kısmında çok rahat geniş koltuklarına yayılıp saatlerce oturduk. Göreme'de yemek konusundaki hayal kırıklığımızdan sonra Ürgüp'te taksicinin önerdiği Şüküroğulları bize cennet gibi geldi. Buraya kadar gelmişken yemeden olmaz tabi deyip testi kebabı, yoğurtlu kebap ve mantıyı denedik. Hepsi çok lezzetliydi. Servis, ilgi alaka her şey çok iyiydi. Ertesi gün de aynı yere gidip yedik, risk almamak için. Bu arada testi kebabı bildiğiniz tas kebap aslıÜrgüp'ün sütlü kabak çekirdeğinden almak için girdiğimiz Ürgüp Kuruyemiş'ten cevizli kümeler, fındıklı sarmalar ve daha bir çok şey alarak çıktık. Taze kabak çekirdeği de çok lezzetliydi. Burayı da tavsiye ederim. 

Kapadokya'da hava durumu güneşte ve gölgede çok değişkendi. Şansımıza hiç yağmur yağmadı ve hava hep güneşliydi ama akşamları özellikle çok soğuk oluyordu. Hava çok kuru olduğu için dudakları ve cildi kurutuyor. Paşabağ gibi bazı yerler de çok tozlu. Yağmurlu ve soğuk havalarda dolaşmak zor olabilir. Ekim ayı Kapadokya için idealmiş, bizzat denedik :)

Dönüş günü uçağımız akşam üstü olduğu için Kayseri'ye gidip bir de oranın mantısını yiyelim dedik. Elmacıoğlu'nun büyük merkez restoranına gittik. Orası aslında iskenderci ama mantısı da fena değildi. Pastırma almak isteyenlere de Pastırmacı Fikret'i öneririm.

İyi ki gitmişiz Kapadokya'ya. Yabancı turistlerin daha çok değerini bildiği, herkesin görmesi gereken bir yer. Umarım bir gün yine gider, eksik kalan kısımları tamamlarız...