8 Eylül 2020 Salı

Küçükkuyu

Bu yıl pandemi nedeniyle çok kalabalık olmayan, sakin bir yere gitmek istedik. Hem denizinden faydalanıp, hem gezebileceğimiz, oksijeni bol, Kazdağları'nın dibindeki Küçükkuyu'ya rotamızı çevirdik. Ufak tefek eksiklikler dışında 6 kişilik kadromuzun tamamı memnun kaldı bu tatilden :)

Küçükkuyu, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı bir sahil kasabası. Denizinin giriş kısmı genelde taşlık, ancak ilerleyince tamamen kuma dönüşüyor. Taşlık kısmı atlatmak için daha çok iskeleden giriş tercih ediliyor. Deniz oldukça soğuk ama rüzgarsız günlerde temiz ve güzel. Rüzgarlı günlerde ise dalgalı ve kumdan dolayı biraz bulanık görünüyor. Özellikle erken saatlerde denizde bol bol balık göreceksiniz. Bence Küçükkuyu sadece deniz için tercih edilecek bir kasaba değil, ancak havası çok güzel. Ayrıca, yakın yerlerde gezilebilecek çok sayıda lokasyon var.

Biz, İstanbul'dan yaklaşık 4,5 saatte ulaştık Küçükkuyu'ya. Kendi plajı olan bir otel tercih ettik; Olive OdoreOtele girince ilk başta zeytin ağaçlarına vurulduk, o kadar güzel bezemiş ki tüm bahçeyi! Otel odaları biraz eski olması dışında sıkıntısız. Denize karşı, ağaçların altında yaptığımız açık büfe kahvaltısı güzel ancak çok çeşitli değildi. Havuzu ise denizin dalgalı olduğu günlerde çocuklar için kurtarıcı oldu. Eksik yanları olsa da genel anlamda oteli beğendik. 

Küçükkuyu sahili boyunca birkaç balıkçı, çay bahçesi ve bol bol dondurmacı var. Akşam üstleri yürüyüş yapmak için güzel bir yürüyüş yolu ve bisiklet yolu mevcut. Küçükkuyu daha çok orta yaş ve üzeri yazlıkları olan bir kesim tarafından tercih ediliyor gözlemlediğim kadarıyla. Eğlence mekanı arayanlar ve çocuklar kumda oynasıncılar burayı tercih etmesin :) 

Küçükkuyu'yu bize sevdiren kısımlarından biri de Yengeç Restaurant'tı. Özellikle sütlü patlıcan, portakallı levrek, ot karışımlı meze, sebzeli karides güveç, kızarmış bamya, Girit ezme ve benim için olmazsa olmaz kızarmış ekmekleri çok başarılıydı. Yalnızca kalamarı çok beğenmedik. Genel anlamda fiyatlar, performansı karşılıyor. 5 gün içinde 2 kere burada yemek yedik. Rezervasyon gerekiyor. Başka bir gün gittiğimiz Bahri Kaptan Balık Restaurant'ta yediklerimiz de güzeldi ama diğer mekanla kıyasladığımızda yetersiz kaldı ve ayrıca fiyatlar mekana göre biraz fazla. Bir tatil klasiği olarak dondurmayı da Ballım Dondurma ve Vardar Dondurma'da yedik. Benim favorim ballı bademliydi. İki dondurmacı da iyiydi.

Küçükkuyu merkezde kara tarafında bulunan Adatepe Zeytinyağı Müzesi görülmeye değer yerlerden biri. 2 katlı eski sabunhane binası, zeytinyağı ve sabun hazırlama gereçlerinin ve aşamalarının sergilendiği modern bir müzeye dönüştürülmüş. Bahçesi de hoş, ayrıca güzel bir kafeye sahip. Alışveriş yapmak isteyenler için dükkan kısmı da var. Müzeye giriş ücretsiz.

Yeşilyurt Köyü, daha önce gördüğümüz eski Rum köylerindeki gibi çok güzel taş evlere, Arnavut kaldırımlı sokaklara, badem ağaçlarıyla süslenmiş patika yollara sahip. Meydandaki Yeşilyurt Köy Konağı, yerel ürünlerin satıldığı birçok tezgah ve dükkan, kiliseyi andıran mimarisiyle Yeşilyurt Köyü Camii görülmeye değer yerlerden. Meydandaki Radika Cafe'nin koruk suyu, karadut suyu, otlu gözleme ve mantısı çok güzeldi. 



Adatepe Köyü, genel anlamda Yeşilyurt Köyü'ne benziyor. Ancak meydanda daha fazla kafe & restorana sahip. Burada da patika yolları aşınca güzel manzaraya kavuşmak mümkün. Taş evlerden yapılma butik oteller güzel görünüyor. Deniz tatili düşünmeyenler için burada kalmak daha cazip olabilir. Meydanda birçok dondurmacı var. Biz Zeus Dondurma'yı denedik ve çok beğendik. Dut Dibi Kahvesi de ağaçların altında soluklanmalık hoş bir yer. Hemen köyün yakınında manzarası ile meşhur Zeus Altarı'nı görmeye zamanımız kalmadı ama köyden dönüş yolunda yokuş aşağı inerken gördüğümüz manzara da çok güzeldi.

Assos'u görmek için bir gün akşama doğru yola çıktık. Küçükkuyu'dan varışımız yaklaşık 35 dakika sürdü. Yolu çok konforlu değil, özellikle Antik kentin olduğu kısımdan limana inerken çok dar ve sıkıntılı bir yol. Assos, Behramkale Köyü'nü de içine alan Antik Kent ve Antik Liman'dan oluşuyor. İlk önce Behramkale Köyü'ne gittik. Hediyelik eşya ve yerel ürünlerin satıldığı standları ile donatılmış köyün taşlı yollarından çıkarak tepeye Antik Kent'e ulaştık. Buranın her şeyden önce muhteşem bir manzarası var. Antik Kent'te, Antik tiyatro, mezarlık ve kilise kalıntılarının yanında çoğu kişinin merak ettiği ve görmeye geldiği kısım Athena Tapınağı bulunuyor. Kentin en tepesinde yer alan bu tapınak günümüze kadar ulaşan en önemli yapılardan biri ve görülmeyi hak ediyor. 

Antik Kent'i gezdikten sonra limana doğru inerken yaklaşık 3 yıl Assos'ta yaşadığı ve felsefe okulu kurduğu bilinen Aristoteles'in heykelini gördük. Daha önce bahsettiğim dar yoldan inerek limana ulaştık. Hafta içi gitmemize rağmen acayip bir araba yoğunluğu vardı. Biz bu yüzden limana varmadan arabayı bırakıp kısa bir yürüyüş yaptık. Liman oldukça küçük. Yahya Usta'dan aldığımız dondurma bitene kadar tamamını gezmiş olduk :) Güzel restoran ve taş evlerden yapılma butik otellere sahip. Limanın sonunda otele ait bir plaj da bulunuyor. 

Gelelim notlara;

  • Biz Ağustos'un son haftası oradaydık. Hava genelde 30 derece civarlarında ve şansımıza hep güneşliydi. Havanın nem oranı düşük olduğu için hiç bunalmadık. 
  • Küçükkuyu'ya çok yakın olan Yeşilyurt ve Adatepe Köyleri mutlaka görülmeli. Assos Antik Kent kısmını da çok beğendim. Bebekli ve küçük çocuklular için yürüyüş yolu biraz sıkıntılı.
  • Kıyıya yakın bir yerde ayağıma deniz kestanesi dikeni battı. Bu bölgede oluyormuş. Deniz ayakkabısı giymekte fayda var.
  • Genel anlamda tatilimizden yerlerden memnun kaldık ama ister istemez geçen sene gittiğimiz Gökçeada'yla kıyasladığımızda, Gökçeada, Küçükkuyu'yu yendi :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme